Osmanlı’dan günümüze “irticâ” mefhumu

Yorum yapılmamış Share:

İrtica, bin dokuz yüz doksanlı yıllarda ansızın Türkiye’nin gündeminde beliren ve 28 Şubat 1997 tarihinde alınan kararlarla güzel ülkemizin dinamiklerini altüst eden, II. Meşrutiyet’ten günümüze uzanan hâdiseler zincirinin müsebbibi olan bir kelime.

Kökü Arapça’daki “rucü” kelimesinden gelen ve Fransızcadaki karşılığı Réaction olan irticanın gerçek manası önceki yere, eskiye dönüş ya da gericilik olmakla beraber; inkişafa karşı çıkan, içtimai veya siyasi hareket ya da ideolojik fiiller olarak da tarif edilmektedir.


Tarihte ilk defa Fransız Devriminde, sâbık monarşi rejimine dönüşü isteyenlere karşı ihtilalciler tarafından kullanılmıştır. Derebeyliğini ve aristokrasi düzenini korumak isteyen, sanayileşme karşıtı olan, politik anlamda ise inkişafa muhalif olan ideolojiler olarak tarif edilmiştir.

Yirminci yüzyılda ise irticânın tanımı, totaliter veya benzeri bir yapı taraftarı olmak şeklinde karşımıza çıkmaktadır. İspanya’da Franco, Fransa’da Vichy, Portekiz’de ise Antonio Salazar idareleri, yirmi birinci yüzyılda ise Almanya’nın Neonazileri, ABD’nin Ku Klux Klan’ı buna en güzel misali teşkil etmektedir.

İrtica kelimesi ihtiva ettiği anlam ve sömürüldüğü usul sebebiyle her zaman prim yapabilecek sihirli bir kelime olma hususiyetine sahiptir. Tarifi yapana göre tahavvül edilebilen, zaafları kapatmak gayesiyle fikir üretmekte zorlananlar için muhteşem bir malzemedir. Yeri geldiğinde yolsuzlukları, terörü, muvaffakiyetsizlikleri, siyasi tutarsızlıkları örten bir kamuflaj hükmündedir.

Bu coğrafyanın irticâ kelimesi ile tanışması ise II. Meşrutiyet’in ilanının sonrasına dayanmaktadır. Öncesinde kullanımına hiç tesadüf edilmeyen bu sihirli sözcüklere lügatlerde bile rastlamak mümkün değildir. Bu her ne kadar şaşırtıcı olsa da hakikat böyledir. Mesela Redhouse’in 1851 tarihli Müntehabât-ı Lugât-ı Osmaniye’sinde ve 1890 baskı tarihli Turkish and English Lexicion’ında irticâ kelimesinin esamesi okunmamaktadır. Şemseddin Sami’nin Kamus-ı Türkî ve Kamus-ı Fransevî lügatlerine baktığınız zaman da bu vaziyet değişmeyecektir.

İlk olarak Mehmet Salahî’nin II. Abdülhamid Han döneminde, 1897’de basılan Kamus-ı Osmanî’de irticâ kısmen yüzünü göstermiştir. Mana itibariyle tehditkâr bir vaziyetten uzak bir hâlde olsa da “Geri dönmek, satılan şeyin parasıyla faideyi mucib olacak şey almak”, şeklinde tarif edilmiştir.

Muallim Naci’nin kendi adıyla basılan lügatinde ise artık istibdat ile yan yana kullanılmaya başlanmıştır ve irticânın manası geri dönmek olarak izah edilse de, “iadet-i istibdat taraftarı olmak” tabiri ile bağı kurularak literatürümüze girmiştir.

Enteresan olan ise Osmanlı döneminde lügatlere giren bu tabirin, Cumhuriyet’in kurulması sonrasında 1945’e kadar ortalıklarda gözükmemesidir. -Buna sebep olarak o dönemin tek partili rejimi gösterilebilir- O sene Türk Dil Kurumu tarafından ilk defa basılan Türkçe Sözlük’te bulunsa da henüz esas maksadından uzak bir vaziyettedir. İrtica için “kaytaklık” denirken, izahında “eskiyi ve geriyi özleyen, yeniliklerin kaldırılıp eski hâlin dirilmesini dileyen, mürteci, eski ve geri” tarifi yer almıştır.

Cumhuriyet ideolojisinin temel kurumlarından biri olarak TDK bile o yıllarda “irticâ” çığırtkanlığı yapmamıştır. 1962 senesinde basımı yapılan Ferit Devellioğlu’nun sözlüğünde irticâ henüz sert bir manada kullanılmamaktadır ve basitçe “geri dönme, eskiyi isteme” olarak ifade edilmektedir.

Günümüzde TDK’nın tedavülde olan sözlüğünde ise irticânın tek bir karşılığı vardır o da “GERİCİLİK”tir.

Haftaya: Geçmişten günümüze ‘irticâ’nın gerçek sahibi

Previous Article

Geçmişten günümüze darbe kültürü ve “irticâ”nın gerçek sahibi

Next Article

Orta Doğu’nun kılıcı Baybars’ın ebediyet seferi

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir