Almanlar yenildiği için mi yenildik?

Yorum yapılmamış Share:

Bu sözler aslında İttihatçıların savaşın sorumluluğunu gizleme ve suçlarını başkalarına atma çabasıdır. Yeni devleti kuran kadronun da önemli bir kısmının İttihatçı geleneğinden gelmesi, Cumhuriyet döneminde de aynı görüşün sıkı sıkıya benimsenmesine sebep olmuştur.

Aslında Osmanlı Devleti’nin yenik sayılmasına ve aynı zamanda koca devletin sonunun başlangıcına sebep olan şey bir mütarekedir. Evet, 1. Dünya Savaşı sonrasında, Osmanlı Devleti ile İtilaf devletleri arasında imzalanan Mondros Mütarekesi’nde bahsediyorum.


25 maddeden müteşekkil, Ahmet Emin Bey’in imzaladığı ve “ıstıraplı felaket” olarak tanımladığı mütareke. Aslında bu imzayla Osmanlı Devleti, fiilen de tasfiye sürecine girmiş oldu.

İhtilaf devletleri diye bahsedilir ama aslında işin gerçeğine bakıldığında muhatap sadece İngilizlerdir ve gerisi tamamen teferruattan ibarettir.

Düşünün ki bir devlet İngilizlerin insafına ve merhametine kalmış. Eyvah ki, ne eyvah! Bunu Kazım Karabekir ve Rauf Bey de açıkça belirtmekten kaçınmamışlardır. Rauf Bey’in yorumu durumu net olarak ortaya koymaktadır.
“Mütarekenamenin şartları ağırdır. Bununla beraber onları yerine getirmeğe sadakatle çalışacağız. İngiliz devlet ve milletinin imzalarına sadık, vaatlerine vefakâr olduklarına itimadımız vardır. Bu inanç, üzerimize düşen ağır vazifeyi yapmakta bize cesaret verdi…”

Peki, Osmanlı için sonun başlangıcı olan bu mütareke, İngilizler için neden bu kadar önemliydi ve niye bunun üstüne bu kadar düşüyorlardı?

Önce görünen önemli sebeplerinden bahsedeyim. Birincisi, sadece İngilizler için değil, tüm dünya için stratejik önem taşıyan boğazların kontrolü. Ayrıca 7. ve 24. maddeyle, tehlike durumunda stratejik noktaların işgalinin meşru hale getirilmesini de unutmayalım. Gerçekten de insaflarına kalınmış.

Ayrıca Osmanlı askerleri terhis edildi ve telsiz, telgraf haberleşmesinin kontrolü de ihtilaf devletlerinin eline geçti.

Tuhaf olan ise; hükümet ve diğer çevrelerde esen iyimser havaydı. Mesela Ahmet İzzet Paşa hükümeti, Mondros’u “ehven bir mütareke” şeklinde yorumlarken, sonucu ise iyimser bir havada karşılamıştır.

Hariciye Nazırı Mehmet Nabi ise “Osmanlı Devleti’nin hükümranlık hakları ihlal edilmeyecek çünkü mütareke hükümleri nispeten mülayimdir” demekten geri kalmaz. Harbiye Nezareti müsteşarı olan İsmet Bey’in yorumu da İstanbul’daki resmi görüşlerden farklı değildi. Hatta daha olumlu bir havaya sahipti.

Ayrıca Suriye cephesinden dönmüş olan Mustafa Kemal de Vakit gazetesine verdiği mülakatta, İngilizlere karşı uzlaşmacı bir tavır izleyerek, Britanyalıların iyi niyetlerinden asla şüphe etmediğini açıkça belirtmiştir.

Ne yazık ki; bu iyimser hava, kamuoyunda da hâkimdi. Mesela Tasvir-i Efkâr gazetesi, ilk sayfasında etrafı çiçeklerle süslenmiş, üstünde güneş doğan mütareke temsiliyle ülkeye getireceği barış, huzur ve güneş gibi aydınlığın hayalini resmetmişti.

Ancak İngilizler bu mülayim havadan hiç hoşnut değillerdi. Çünkü herkesin iyimser tavrının arkasında, savaşın sonlanmasından dolayı bir sevinç ve eski günlere geri dönüş umudu vardı. Onların yıkmak istediği ise aslında bu düşünceye sebep olan birlik ve beraberlikti.

Osmanlı Devleti’ne karşı uygulamış olduğu bu ağır dayatmaların, ders vermek istediği diğer devletler tarafından algılanmayacağını düşündüler. Çünkü Osmanlı’nın ve İslamiyet’in en büyük düşmanı olan İngilizler, aslında halifenin başında bulunduğu İslam Birliği’nin düşmanıydı. Sömürgesi altında bulunan devletlerin çoğunluğunun Müslüman olması ve her fırsatta bu birlik sebebiyle birtakım siyasi hareket ve isyanlara kalkışmaları bu anlamda onları ürkütüyordu. Mütarekedeki ağır şartlar, diğer ülkelere de siyasal ve psikolojik anlamda gözdağı vermeliydi.

Bu gözdağıyla İslam Birliği’nin dağılması ve parça parça olması ise mütarekenin arkasında yatan ve görünmeyen en önemli sebebiydi.

Osmanlı Devleti’ni siyasi ve askerî açıdan teslim almaları gerekiyordu. Fakat bu mülayim hava istedikleri neticeyi elde etmelerine engel oldu. Bu da onları Musul, Batum ve İstanbul gibi stratejik yerlere yoğun bir şekilde işgal hareketi başlatmak zorunda bıraktı. Mütarekenin ve sonrasındaki işgalin tek olumlu yönü olarak, milli mücadelenin miladını oluşturduğu belirtilmektedir.

Neticede bir yabancı devletin (Almanya) teşvik ve tahrikiyle girdiğimiz bir savaştan, yine yabancı devletlerin oluşturduğu (İngiltere, Fransa, İtalya) askeri bir grubun zorlamasıyla, Mondros Mütarekesiyle çıkmış olduk.

Yani biz, Almanlar yenildiği için değil, İngilizlerin yüzyıllardır yapmış olduğu planlar meyvesini verdiği için yenildik. İslam Birliği’nin yani Hilafetin gücünden ölümüne korktukları için dayattıkları Mondros Mütarekesi yüzünden yenildik.

Previous Article

Alfabenin değiştirilmesiyle bir medeniyet cinnete sürüklendi

Next Article

Hilafetin merkezi nasıl kumarhane oldu?

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

The reCAPTCHA verification period has expired. Please reload the page.